hod be hod

Cumartesi, Ağustos 26, 2006

Taşınıyorum.. :)
Bu blog temalarından sıkıldığım için yeni bişeyler denemek istedim.

Hod be hod: Osmanlıca da Kendi kendine demektir.
Yine başka bi adreste kendi kendime sessiz sakin devam edeceğim..
Bilgilerinize.. :)

http://zaffa.wordpress.com/

Pazar, Ağustos 20, 2006

.Miraç.


Mirac, Sevgili'nin Sevgili'ye kavuştuğu gecedir.
Kur'an anlatımıyla, Rasulullah s.a.v. Allahu Tealâ'ya iki yay arası, hatta daha yakın olmuş ve O'nu müşahede etmiştir. Rasulullah (s.a.v.) o sonsuz alemden dönüşünde müminlere hediyeler de getirmiştir.
Şirk koşmayan her müslümanın cennete gireceğinin açıklandığı Bakara Suresi'nin son üç ayeti ve beş vakit namaz.

Şu bir hakikat ki, "namaz müminin miracıdır" ve Allahu Tealâ ile buluşmak ve O'nunla yüz yüze gelmek demektir. Rasulullah s.a.v. Efendimiz buyurmuşlardır ki: "Kulun, Rabbine en yakın olduğu an, secde halidir."

Kandiliniz Mübarek olsun..

Perşembe, Ağustos 17, 2006



Madalle'nin (http://www.mmadalle.blogspot.com/)blogunda Fuzuli'nin yaptığı aşk tanımını aklıma Senai Demirci'nin yazılarından birini getirdi.

'Birbirinize elbisesiniz'

Rabbimiz, Kur’ân’da eşleri birbirlerinin elbisesi olarak tarif eder. Bizim fıtratımızı bizden iyi bilen Rabbimizin eşleri elbiseler diye tarif etmesi, hiç şüphesiz, sonsuz manalar içeriyor olmalı.
“Elbise”nin anlamı ve çağrıştırdıkları üzerinden eşimizi anlamaya çalışabilir miyiz?
Başkalarına elbisenizle görünürsünüz. Elbisenizin temizliği, sağlamlığı, rengi ve şıklığı dışarıya verdiğiniz mesajdır. Elbisenizin güzelliği ile kendinizi önemsediğinizi ve önemli olduğunuzu ifade edersiniz. Kirli, pejmürde, dağınık, sökük, yırtık bir elbise kendinize değer vermediğiniz anlamına gelir. Şu halde, “Elbisemden bana ne?” deme hakkınız yoktur. Kendinizi elbisenizle tanıtırsınız; o kimliğiniz olur, kişiliğinizi ortaya koyar. Elbisenizde olabilecek her türlü kusur, size mal edilir; kişiliğinizden kaybettir.
Eşiniz de sizin başkalarına göründüğünüz kimliğinizdir. Onu yıpratırsanız, bakımını ihmal ederseniz, perişan hale getirirseniz, önce kendinize zarar vermiş olursunuz. Kişiliğini kaybeden, özgüvenini yitiren, değer verilmeyen bir eş, sizin kendinizi böyle bir eşle yaşamaya mahkûm ettiğinizin göstergesidir. Bu da sadece eşinizi değil, kendinizi de önemsemediğiniz anlamına gelir. Elbiseniz ayıplarınızı örter. Çıplak gezmek kadar utandırıcı bir şey yoktur herhalde... Şükür ki elbise sizi hem güzelleştirir hem de bedeninizin saklamanız gereken kısımlarını örter. Bir bakıma sırdaşınızdır elbiseniz; en gizli saklı yerinize dokunur ama başkasına göstermez. İç yüzü çıplaklığınızı görür ama dış yüzünde bunu kimseye belli etmez. Hiç ummadığınız bir zamanda sökülüveren yahut içindekini gösteren bir elbise ayıplarınızı sergiler, sizi mahcup eder.
Eşler de birbirlerinin kusurlarını örtmek için vardır. Eşlerin kusur ve ayıpları, hata ve zaafları birbirine açıktır. Eşiniz, sizin hakkınızda başka kimsenin bilmediklerini bilir, sizde başka kimsenin görmediklerini görür. Elbette, bir “elbise” yahut “örtü” olarak, bu ayıpları ayıplamak için değil, örtmek, saklamak, ortadan kaldırmak için yanınızdadır. Eşinizin hata ve kusurlarını küçültüp saklamak yerine, daha da büyütüp ortaya çıkarmaya çalışıyorsanız, siz “elbise” değilsiniz. Bu yüzden eşinizi kimseyle kıyaslamayın; çünkü başkalarını sadece elbiseleri üzerinden görürsünüz; başkalarının elbiselerinin bildiğini bilemezsiniz.
Elbiseye siz değer katarsınız. İçine bir insan girdiğinde değer kazanır elbiseler. Hiçbir elbise paketinde kalsın diye dikilmez. Onu değerli kılan, bir insan bedenine uygun olması, bir insan tarafından giyilebilir olmasıdır. Bir başka deyişle, insan elbiseyi giyindiğinde, elbise de insanı giyinir. İçinde insan olan bir elbise adeta konuşur, işitir, görür, düşünür. Kendisinde kişilik olmayan bir insanı çok güzel bir elbise kişilik sahibi etmez. Elbise üzerinden sarkar, her haliyle o insana fazla geldiğini söyler.
Çoğunlukla “iyi” ve “ideal” bir eş ararız. Bu arayış kendimizin bu “iyi” ya da “ideal” eşe, “iyi” ya da “ideal” bir eş olup olamayacağımız detayını gözden kaçırtır. İyi bir elbiseyi giyinince, adam olunmayacağı gibi, iyi bir eş bulununca da, iyi bir evlilik garantisi yoktur. Öncelikle bu “iyi” eşe “iyi” eş olmanız gerekir. Sonra da iki “iyi” eş olarak “iyi” bir ilişkiyi sürdürmenin ve geliştirmenin yollarını aramanız gerekir. Eşler birbirlerinin elbisesidir; yani birbirlerini giyinirler. Aralarındaki uyum onların ilişkilerinin şıklığı için vazgeçilmezdir. Eşiniz de elbiseniz olduğuna göre, sadece onu giyinmekle değer kazanacağınızı düşünmeyin. Elbiseye sizin de katacağınız bir şeyler vardır. Ona göre yürümesini, ona göre durmasını, ona göre davranmasını bilmeniz gerekir.
Elbise sizi korur. Elbisenin örtme fonksiyonuna ek olarak koruma fonksiyonu da vardır. Elbise soğuktan, aşırı sıcaktan, kir ve tozdan vs. korur. Canınızı ve teninizi tehdit eden şeyler karşısında, elbisenize daha sıkı bürünmeniz gerekir. Aksini yapıp böylesi tehditlerden elbisenizi sorumlu tutmanız haksızlık ve akılsızlık olur.
Hayatımız pürüzsüz ve sorunsuz değildir; eşler arasında soğukluğa sebep olabilecek sayısız sorun çıkar. Çünkü hayatı olduğu gibi, olumsuzlukları da içinde olacak şekilde paylaşmaya söz verdiniz. Bu durumda, eşinize olan sevginizin ve bağlılığınızın sorunlar ortaya çıkınca yitirilmesi değil, artması gerekir. Sorunlara karşı birbirinizi desteklemek üzere bir aradasınız. Çıkan her sorunun çözümü olarak boşanmayı düşünmek, dahası sorunlara evliliğin yol açtığını düşünmek, üşüyorum diye elbiseyi üzerinizden atmaya benzer. En çok o zamanlarda lazımdır size elbiseniz; yani eşiniz. Birbirinize sıkıca sarılmadığınız sürece gelen ilk rüzgâr elbisenizi üzerinizden sıyırıverir; eşinizle uzaklara düşersiniz.
07.08.2005 SENAİ DEMİRCİ



"(Rasûlüm!) Hani Rabbin, Âdemoğulları'ndan, onların zürriyetlerini, sırtlarından almış ve onları, kendilerine şahit tutarak: "Ben sizin, Rabbiniz değil miyim?" Onlar da: "Evet (Rabbimizsin), şahit olduk" demişlerdi. (Bu da) kıyamet gününde: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindi." (A'raf;172)

Bir rivayete göre Elest bezminde bu "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusu varid olunca önce bir sessizlik sonrasında da tek bir ses olmuştur. Bu ses de Peygamber Efendimiz(s.a.v)'e aitmiş. Bunun üzerine Allah-u Teala "Eğer sen olmasaydın alemleri yaratmazdım" diye Peygamber Efendimiz (s.a.v)'e hitapta bulunmuştur.

Bu rivayetin sahihliği hakkında bi bilgim yok eğer bilgisi olan varsa ya da araştırılabilecek bi kaynak bilen varsa bilgisini bizimle paylaşsın :)

Nasûh tevbesi


Nasuh Tevbesi;
Geçmiş günahlara pişman olmak. Farzları iade etmek. Namaz, oruç, zekât gibi üzerine kazası kalmış olanların kazalarının yerine getirilmesi. Zulüm ile elde edilmiş mal–mülkün sahibine iade edilmesi. Hasımlarla helâlaşmak. İşlenilen günaha bir daha dönmeme konusunda azimli ve kararlı olmak. Nefsini isyanla nasıl besleyip büyüttüyse, şimdi de nefsini Allah'a itaat yolunda öyle eritip küçültmek.

"Allah'a nasûh tevbesiyle tevbe ediniz" (et-Tahrim, 66/8)
mealindeki ayette hem işaret, hem de beşaret vardır.İşaret tevbeye, beşaret de kabul olunacağınadır. Çünkü kabul olunmayacak olsa emrolunmazdı.


"Ey İman eden kullarım! Benden yüz çevirdiniz, gidiyorsunuz. Bana dönün! Öyle bir tevbe ile dönün ki, günah işleyeceğiniz vakitte size nasihat edici olsun."İşte bu tevbe, nasuh tevbesidir.

Çarşamba, Ağustos 16, 2006




İbn Abbas (r.a) Resul-üEkremden rivayetinde: “Midesini dolduran kimse melekut alemine yükselemez” buyurmuştur. *

Amellerin en üstünü açlık, nefsin zilleti ise saf (sade) giyinmektir. *

Hasan’ın Resul-ü Erkemden rivayetinde Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur; “ Tefekkür ibadetin yarısı, az yemek ise ibadetin ta kendisidir.” *

İbn Adiyy’in rivayetinde Resul-ü Ekrem çok yiyip içmekle kalplerinizi öldürmeyiniz. Zira kalb bir ekin tarlası gibidir. Fazla su basınca tohumu keser ve çürütür. *

İbn Adiyy’in rivayetinde Resul-ü Ekrem: “Allahu Teala dünyada az içen kimselerle meleklere karşı övünür. Allahu Teala meleklere; “Şu benim kuluma bakın, onu dünyada yemek içmekle ibtila ettim, o sabretti ve onları terk etti. Şahid olun, terk ettiği her lokma için Cennette ona bir derece verin” buyurmuştur. *

Ali bin Hüseyin’den rivayet edildiğine göre Resul-ü Ekrem: “ Şeytan Adem oğluna, kanın damara hulûlu gibi hulûl eder. Onun giriş kapılarını açlık ve susuzlukla daraltın.” *

Ebu Talib-i Mekki şöyle anlatıyor:” Mide saz gibidir. Saz hafif, ince ve içiboş olduğu için güzel ses çıkarır. Mide de boş olduğu vakit daha güzel Kur’an okur. Daha fazla kıamda durabilir ve az uyku ile iktifa edebilir.” *

Resul-ü Ekrem: “ Karnını doyurup uykuya yatan kimsenin kalbi katılaşır, her şeyin bir zekatı vardır. Bedenin zekatı da açlıktır.” *

Bu aktarımların dışında, herkesin yiyeceği içeceği, giyeceği yani rızkı olan her nimetin üzerinde ismi yazılı olurmuş ve ancak bunun nisbetince yiyabilir, içebilirmişiz. Ne bir eksik, ne bir fazla.. Bunu duyan kuzenim ve ananecim; “Alah bizim rızkımızı bol vermiş bizde bol bol yiyoruz deyip gülüştüler..” Buna sığınmamak lazım tabi nefis terbiyesinin ilk basamaklarından biri açlıktır..

Bir de tabi şöyle bi durum var "Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir." 40 kapıdan sorumluyuz.Şöyle komşularınıza bi göz atın 2 kapı sonrasını tanımadığınızı farkedebilirsiniz.. Ne kötü bişi.Oysa islam üzere yaşasak herşey ölçüsünce olacak. Fazlalıklar zekatla gitmiş olacak mesela.. Eksiklik varsa bile yine alınan zekatlarla tamamlanacak..

İnsanlar her bakımdan birbirine muhtaç ve yardımlaşmak zorundadırlar. İnsanlar birbirleriyle yardımlaşıp, birbirlerinin işlerini görmeleri için, Allah bazısının rızkını geniş, bazısının rızkını dar etmiş. Zengini, fakir ve ihtiyaçlı olana vermekle görevlendirmiştir.

Bir kuyumcu var tanıdığımız Ermeni, annem eşyalarının 1/40 'ini verebilmek için ölçü yanlış olmasın die AgopBey'e gittik. Adam şaşırdı ne gerek var ki şimdi böyle bişeye dedi. Annem usulünce anlattı.. Adam güldü, yahu herkes böyle yapsa memlekette fakir kalmaz ki dedi..
İdrak etti.. ama.. aması o kdr ötesi yok.

Allah önce idrak edebilmeyi sonra da ona uygun yaşayabilmeyi nasip etsin inşallah...


*Aktarılan Hadis-i Şeriflerin kaynağı; İmam Gazali’nin “İhyau’ulumi’d-din”kitabıdır.Bilgilerinize..

Perşembe, Ağustos 10, 2006


kabuğuma çekilmek istiorummm.............................................

Pazar, Ağustos 06, 2006


Unicef yetkililerinin Lübnan ve Filistindeki çocuklardan haberi yok mudur nedir?
Cnn'in anketinden haberleri de yoktur muhtemelen..


"Kalbine danış, her ne kadar sana fetva verirlerse de, her ne kadar sana fetva verirlerse de,her ne kadar sana fetva verirlerse de."*

*İmam Ahmed bin Hanbel Müsned'inde Vâbise'den rivayet edilmiş bir hadistir.

Cuma, Ağustos 04, 2006


Her şey kesik ve kopuk, zaman tutulmaz lehim;
Mazi albümde hayal, istikbal kalbde vehim..


Necip Fazıl Kısakürek


Kalbin fikri ikna edemediği yerin adı nifak.



Çilenin yolu zannedildiği kadar kısa değildi...


İlk tedirginlik kara katran damlası gibi kalbime damladığında kırıldı meraksızlığım; başladı karanlığım...

Nazan Bekiroğlu


Halife Hz. Ömer'in valilikle görevlendirdiği sahabilerden Ebu Musa El Eş'ari'ye ilettiği tavsiyesi; "Biri Allah için diğeri ise dünya için olan iki şey arasında kalırsan, sen Allah için olanını öbürüne tercih et. Çünkü dünya fani, ahiret ise bakidir."